Çünkü bazen bir tişört, uzun bir konuşmadan çok daha fazlasını söyleyebilir.
Üniversitede sanat felsefesi hocamın söylediği bir cümleyi hiç unutmadım.
"Sanat, bireyin devingen bir süreç sonrasında yüksek benliğini yeniden var etmesidir."
O gün bunun sadece akademik bir tanım olduğunu düşünmüştüm.
Yıllar sonra fark ettim ki, aslında bu cümle LEFTIST'in neden var olduğunu anlatıyordu.
Çünkü insanın söyleyecek bir sözü varsa, onu mutlaka bir şekilde söyler.
Kimi sahneye çıkar.
Kimi duvarları boyar.
Kimi şiir yazar.
Kimi şarkı besteler.
Kimi tuvalin karşısına geçer.
Sanat, tarih boyunca insanın kendini ifade etme biçimlerinden biri oldu.
Ama aynı tarih bize başka bir şey daha gösterdi.
Sanat çoğu zaman saraylara, kiliselere, zengin koleksiyonculara ve iktidarlara hizmet etti. İnsanların büyük bölümü ise sanatın yalnızca izleyicisi olabildi; hatta çoğu zaman ona bile ulaşamadı.
İşte bu yüzden yıllardır süren o eski tartışmada biz tarafımızı seçiyoruz.
Sanat, toplum içindir.
Çünkü sanat yalnızca güzel olanı üretmez.
Sanat düşündürür.
Rahatsız eder.
Sorgulatır.
Empati kurdurur.
Bir insanın fikrini değiştirebilir.
Bir çocuğun hayalini büyütebilir.
İki yabancının birbirini anlamasını sağlayabilir.
Ve tam da bu yüzden sanat, her zaman özgür olmak ister.
Aslında biz bir tekstil markası kurmadık.
Bir moda markası da kurmadık.
Biz, anlatmak istediğimiz hikâyeler için bir tuval arıyorduk.
Sonra dönüp etrafımıza baktık.
İnsanların hayatında en çok hangi nesne vardı?
Bir tablo değil.
Bir heykel değil.
Bir sergi kataloğu hiç değil.
Bir tişört.
Çocukluğumuzdan beri üzerimizde taşıdığımız...
Evde giydiğimiz...
Sokağa çıktığımız...
Bazen en sevdiğimiz kotun üzerine geçirdiğimiz...
Bazen bir sweatshirt'ün içine atlet niyetine giydiğimiz...
Hayatımızın en sıradan ama en vazgeçilmez parçalarından biri...
Tişört.
Ve biz tuvalimizi tam orada bulduk.
Boyalarımızı dijital ekrana taşıdık.
Fırçamızın yerini kalem tablet aldı.
Ve eserlerimizi duvarlara değil, kumaşa bastık.
Çünkü istedik ki sanat galerilerde değil, sokakta dolaşsın.
Otobüse binsin.
Üniversiteye gitsin.
Markete uğrasın.
Bir kafede otursun.
Bir yürüyüşe katılsın.
İnsanlarla göz göze gelsin.
Belki hiç konuşmadan bir şey söylesin.
Belki aynı tişörtü giyen iki yabancı birbirine gülümsesin.
Belki biri diğerine sadece bakarak...
"Ben de senin gibi düşünüyorum."
diyebilsin.
Çünkü bazen insanları birbirine yaklaştıran şey uzun konuşmalar değildir.
Bazen sadece aynı sözü omuz omuza taşıyor olmaktır.
LEFTIST biraz da bunun için kuruldu.
İnsan onurunu...
Eşitliği...
Özgürlüğü...
Ve dayanışmayı görünür kılabilmek için.
Hayvan haklarından kadın haklarına...
LGBTİ+ bireylerin eşit yaşam hakkından...
İşçilerin, öğrencilerin, göçmenlerin ve doğanın sesine kadar...
Duyulması gerektiğine inandığımız hikâyeleri kumaşa taşımak için.
Çünkü bazen bir tasarım yalnızca bir tasarım değildir.
Bazen bir soru olur.
Bazen bir itiraz.
Bazen de hiç tanımadığınız birine,
"Yalnız değilsin."
diyebilmenin en sessiz yoludur.
Galiba bütün hayalimiz buydu.
Hiç tanımadığımız insanların, hiç konuşmadan birbirini anlayabilmesi.
Sokakta "Fight Fascism" yazılı bir tişört giyen biriyle karşılaşınca hissedilen o küçük ama güçlü duygu...
"Yalnız değilim."
Belki bütün mesele buydu.
Yavaş yavaş...
Sessizce...
Birbirimizin elini tutmaya başlamak.
Çünkü biz hâlâ inanıyoruz.
Dayanışma yaşatır.
Ve bazen bir tişört, uzun bir konuşmadan çok daha fazlasını anlatabilir.
Bu sadece ilk hikâyemiz.
Bu blogda sanatı, toplumsal meseleleri, dayanışmayı, modayı ve dünyaya dair düşündüklerimizi paylaşacağız.
Hoş geldin.
— Derya Gedikli